Korona Tufanı

24.04.2020

İnsanlık tarihinde yaşantı seyrini değiştiren yada insan olduğumuzu hatırlatan birçok önemli dönüm noktası vardır.  Nuh Tufanı, Çekirge istilası gibi…  Ad ve Semud kavimlerinin helakı veya yok edilen şehirler-ülkeler gibi…

Azgınlığın sapkınlığın nirvana olduğu dönemlerde, vicdanların insansızlaşan otoritelere köle olduğu yerlerde yada iyilerin kötü, kötülerin de iyi görüldüğü zamanlarda başa gelebilecek belaların aslında ‘hayır’ olduğundan söz edebiliriz.

Tıpkı günümüz gibi…

 

Aralık 2019’da Çin’de başlayan, İran İtalya derken Avrupa ve tüm dünyaya yayılan koronavirüs, ülkemizde de mart ayından itibaren etkisini göstermektedir. Toplam vaka sayısının üç milyona yaklaştığı dünya, son yüzyılın en büyük salgınıyla karşı karşıya. Hani bazı anlar vardır; insanların dünyaya sığmadığı, bazı anlar da vardır; dünyaların evlere sığdığı… işte öyle bir andayız.

 

Şimdi bir mikrop düşünelim…

Öyle bir mikrop olsun ki bütün dünya tesirinde kalsın. Görünmez olsun, görüldüğünde korkutsun. Her gün ölümü hatırlatsın öldürmeden de ölümü tattırsın. Dünyada açlık sefaletiyle ölüm bekleyen milyonlarca insanın ölümünden herkesin sorumlu olduğunu öğretsin. Güçlü-zayıf, zengin-fakir, siyah-beyaz ayırt etmeksizin herkesin eşit olduğunu ve aciz olduğunu göstersin. Kimilerini şair, kimilerini yazar, kimilerini de bilge yapsın. ‘Temizlik imandandır’ hadisi şerifini klavuz, ‘Temizlik ruhun gıdasıdır’ atasözünü de ilke yapsın. Asırlardır yaşantımızla kirlettiğimiz dünyayı ülke-ülke, şehir-şehir, cadde-cadde, ev-ev özel deterjanlarla temizlettirsin, dezenfekte ettirsin. Doğal olamadığımız doğada doğal yaşamayı öğretsin. Dengesizleştirdiğimiz flora ve faunaya bir bağışıklık kazandırsın.

Ve bunların hepsine sadece bir mikrop sebep olsun.

 

Yaratılıştan günümüze zaman döngüsü insan terbiyesiyle alakalıdır. Yaşamayı ne kadar hak ediyoruz? diye düşünmemiz gerek doğrusu. Hatta bugün öksüz bıraktığımız ibadethaneleri de… bu ibadethanelerden mahrum bırakıldığımız halleri de… düşünmemiz gerek.

Kabe tavaftan mahrum, camiler cemaatten yoksun kalıyorsa bu mikroptan mı yoksa bizden mi kaynaklı iyi düşünmemiz gerek. Belki de ibadette samimiyeti kaybettiğimizden yada turistik amaçlı umre yaptığımızdandır. Belki de camide görünüp makam ve ticaret kovaladığımızdandır. Hakikatin tokat görüldüğünden, sahtekarlığın kucak bulduğundandır. Belki de bir günün 24 saate sığmadığından, değerin ve değerlerin değer görmediğinden, ehillerin işbaşında olmadığındandır.

Düşünmemiz gerek… çokça düşünmemiz.

 

Sonuçta Mevla’nın, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi, bizim ibadetimize de ihtiyacı yoktur. İbadete muhtaç olan bizleriz. Mahrum bırakılıyorsak; azgınlığımızdan, sapkınlığımızdan, şaşkınlığımızdandır. Maddi ve manevi yozlaşmamızdan, ortak paydada ‘insan’ vasfını taşmamızdandır. Ya da vardır başka sebebi…

 

Bugün, bilim ve teknolojik olarak en güçlü dönemini yaşayan dünyanın, kodlarla komutlarla olağanüstü güçleri kullanan sistemin, gözle görülemeyecek 0,00005 gramlık bir mikroba bile karşı koyamayacak kadar aciz olduğunu görmek; insanoğlunun düşünmesi, ibret alması için Cenab-ı Hakk’ın bir hikmetidir.

Atalarımızın da dediği gibi, ‘Kırk nasihatten bir musibet yeğdir.’

Kalın sağlıcakla

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.